ŞİDDET… AMA NEDEN?
Fethiye ÖNGEL
Köşe Yazarı

ŞİDDET… AMA NEDEN?

ŞİDDET… AMA NEDEN?

Sağlıkta değişmeyen gündemin baş konularından birini de şiddet oluşturuyor şu aralar. Üstelik şiddeti uygulayan hasta, hasta yakınları kendilerini bu konuda da haklı görüyor ya da haklı olduğuna inanıyor. Şiddet uygulamayan hasta, hasta yakını ya sözlü tacize ya  “Hasta Hakları Birimi” ne başvurarak ya da sırtını “bilmem kimin yakınlığına” dayayarak sağlık çalışanı üzerinde bir çeşit mobing sağlıyor.

 

12.10.2020 Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir haberde Doktorun  “Maske Tak” uyarısına hasta; doktorun gerekli müdahaleyi yapmadan kendisine maske takmasını söyleyemeyeceğini beyan ediyor ve bunun üzerine hasta yakını Doktora bıçakla saldırıyor. Aynı tarihli gazete bu tür olayların benzer olduğu örneklere de haberinde yer veriyor. Trabzon’da hastalarını kaybedenler oksijen tüpüyle DR. Esra Ersöz Genç’e saldırıyor. Çapa Tıp Fakültesi’nde maske takma uyarısında bulunan sağlık çalışanı hasta yakının tarafından darp ediliyor. Darp edilen Sağlık çalışanı görme yetisini kaybediyor. Bu örnekler az önce belirttiğim gibi gazetenin aynı tarihli haberinde verdiği örnekler.

12.09.2020 Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir haber daha. Bu kez yer Balıkesir Ayvalık. Zatüre Aşısı olmak için gelen hasta, aşının olmadığını öğrenince hemşireleri tartaklayıp darp ediyor. Olaya müdahale etmek isteyen hastayı da bıçaklıyor.

Aynı gazetede yayınlanan bir başka haber Ülke gündeminde de yer almıştı. 23.09.2020 Ankara Keçiören’de silahlı yaralanma sonucu hayatını kaybeden hastanın yakınları acil servisi basarak çalışanlara saldırıyor.

14.03.2019 da yine aynı gazete Muhalefet Partisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre  sağlıkta 18 bin fiziksel ,42 bin sözel şiddet vakası olduğunu açıklıyor.

Bunlarda yakın tarihli örnekler:

18.05.2021 Milliyet Gazetesi İzmir’de 112 de çalışan Acil Tıbbi teknisyenin kaza yerinde hastaya müdahale ederken darp edildiğini yazıyor.

2.6.2021 Ankara’da Genel Cerrahi Asistanı Ertan İskender hastası tarafından bıçaklanıyor.

 Peki ama neden? Bir dönem kendisine bir harf öğretene kırk yıl köle olan, bir kahvenin kırk yıl hatırının sayıldığı kültürün var olduğu bir toplum nasıl bu hale geldi. Darp edilen , saldırılan, bıçaklanan sağlık çalışanı da bu Ülke de yaşamıyor mu? Onlar hiç hasta olmuyor mu? Onların da hastaları olmuyor mu? Çocuğu hasta iken nöbete gelen sağlık çalışanı, anne-babası ameliyat olmuşken ya da yoğun bakımda tedavi görmekteyken ya da yatalakken  çalışan  sağlıkçı, ya da eşi yahut  kendisi kanserle mücadele eden sağlık çalışanı yok mu?  Hasta ve hasta yakını psikolojileri nedeniyle haklı olabilir mi?

Bu durumu iki taraflı bakmalı ve çözümü bu noktada aramalıyız sanırım. Hastasınız ve  günler sonra güç bela bir randevu oluşturdunuz ya da oluşturamadınız acil servise geldiniz. Ağrılarınız var, önünüzde de sizden önce gelen ve en az sizin kadar öncelik bekleyenler. Bu durumda ne yapacaksınız? Siz bir an önce televizyonda izlediğiniz filmlerde olduğu gibi size müdahale edilmesini bekliyordunuz oysa. Hasta hakkı denen bir şey var. Üstelik birileri birilerinin yakını galiba öne mi geçiyorlar? Ve sizin ödediğiniz vergilerle maaş alıyor bu çalışanlar yazıklar olsun. O halde birileri görevini yapmalı değil mi?

Sağlık çalışanısınız. 24 saatlik nöbetinizin bitimine daha 16 saat var. Dışarıda hasta yoğunluğu ve sizin şimdiden ayaklarınız sızlıyor. Kaç aydır izine çıkmıyorsunuz. Eleman yetersiz ve servis bir şekilde işlemek zorunda. Ayın kaçı oldu bugün? Nöbet ya da döner sermaye ne zaman yatacak ki? Yarın kredinizin ödemesinin de son günü. Elinizdeki tıbbi cihazlar da, ilaçlarda stoklarla sınırlı. Nöbet bitimine kadar yeter mi onun da kaygısını taşıyorsunuz. (Calibre edilmesi gereken cihazlar henüz bakımdan gelmedi ya da cerrahi aletler sterilizasyonda, eczaneden henüz ilaç da onaylanmamış olabilir. Röntgen, Mr, Tomografi cihazlarında yaşanılan aksaklıkları saymıyorum çünkü tüm hastanelerimiz son teknoloji cihazlarla donatılmış durumda. Hasta yatak kapasitesini, doluluk oranlarını da söz konusu etmeyelim.)  Şimdi de az önce röntgene gönderdiğiniz hasta da personelle içeri girdi. Ve biri size bağırıyor “ işinizin yapın. Benim vergimle maaş alıyorsun”

 Hadi bu durumu biraz daha gerçekçi kılalım. Hasta yakını ile tartışmaya başlıyorsunuz. Hasta haklı olduğunu iddia ediyor.  Sırada olmayan bir hasta aldınız oysa saatlerdir tek bir hastayı içeriye almadınız. Hasta sizin ilaç, alet vs. beklediğinizi bilmiyor. O donanımlı bir hastane olarak görüyor hastaneyi ve aksaklık olamaz. Siz hastanın önceden gelen hasta olduğunu söylemeye çalışıyorsunuz, ancak hasta sizi dinlemiyor. Derken hasta yakını da olaya dahil oluyor. Ve arbede yaşanıyor. Beyaz kod veriyorsunuz. Beyaz Kodu verdikten dakikalar sonra güvenlik ve polis geliyor. Şikayetçisiniz birbirinizden. Devreye hasta hakları birimi giriyor. Hastaya gerekli açıklamalar yapılıyor zira hastane bir ticarethane olarak işletiliyor ve müşteri her daim haklı. Siz şikayetçisiniz de bu kez de sizi şikayetten vazgeçirmeye çalışıyorlar. Gerekli cezayı almayacak, ilerde size düşmanlık besleyebilecek, uğraşmaya değmez vs. vs. Siz şikayetten vazgeçmeseniz de hakikatten hasta psikolojisi ağır basıyor ve ceza almadan salıveriliyor ilgili mahkemece. Sizin psikolojiniz ne durumda?

Bu durum size de tanıdık geldi mi? Sağlık Çalışanlarına şiddet bu şekilde başlıyor olmasın? “Ben haklıyım” . Peki sağlık çalışanı masum olmayabilir mi? Hastaya karşılık vererek, o’nu daha da kışkırtarak…Bunlar bahane. İletişim elbette önemli. Ancak bilmem hangi dizide ameliyathanenin silahlarla basıldığının gösterilmesi, hastada  oluşan beklenmedik bir durumun basında gerçekten mesleki hatadan mı yoksa komplikasyon sonucu mu  bilinmeden sağlık çalışanlarının suçlanması, hastanelerin performans adı altında ticarethaneleşmesi, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmemesi, internette yayınlanan sağlıkla ilgili her bilginin doğruluğu teyit edilmeden hasta  ve yakınlarınca uygulanması ya da uygulanmasının talebi . Tüm bunlar sağlıkta şiddet vakalarını artırmakta. Bu sistemde ne hasta ve yakını ne de çalışan memnuniyeti söz konusu olmaktadır. Sağlık sisteminin ivedilikle gözden geçirilmesi, “önce sağlık” diyerek gerekli çalışma koşullarının sağlanması, çalışanların yeterli güvenliklerinin sağlanması ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi, toplumu şiddete özendirecek yayınların kontrol edilmesi gerekmektedir. Tüm sağlık çalışanlarının otomasyona bağlı birer robot ya da makine olarak görmekten ve gösterilmesinden de vazgeçilmelidir.

 

 

HEP-SEN YENİ NESİL SENDİKA

Paylaş
Yükleniyor...